26 Haziran 2016 Pazar

Problemlerimiz: Para - Evlilik

Selamun aleyküm

Uzun zamandır, yani bana göre uzun zamandır yazma fırsatı bulamamıştım. Şimdi bu geçen zamanı telafi etmek amacı ile kafamda ki düşünceleri anlatacağım her zaman ki gibi. Eğer okumaya başladıysanız bitirmenizi öneriyorum. Ben oturup bir kaç saatte yazıyorsam siz daha kısa zamanda okuyabilirsiniz bir şey kaybetmezsiniz. Neyse açtım Sezen Aksu’yu tam gece olduğu da belli oldu başlayalım.

Şu hayatta bana dayatılmasından nefret ettiğim bir kaç şey var.

Bunlardan birisi: Para kazanmak zorunda olmak.

Bu sıradan bir geçim kaygısı çekmemem için verilen tavsiyelerden değil. Bana anlatılan, dayatılan şey resmen hayatımı para üzerine kurmam çok para kazanamazsam yaşamamın bir anlamı olmadığı oluyor hep. Hep vardır ya gezmeye gidersiniz akrabanız komşunuz bilmem kimin tanıdığı bir teyze amca gelir “okuyun olum okuyun memur olun” diye nasihat verir. Bir insan da iyi insan ol, insanlara kötü davranma, kitap oku bilgi sahibi ol sonra gerisi gelir desin kafamı duvara vurucam o noktaya geldim. Sözde her şeyi Allah rızası için yapıyoruz ya biraz düşünsek aslında paraya tapıyoruz. Nerede kaldı bizim ahiret inancımız ? Nerede kaldı Allah’ın iyi kimseleri kimsesiz bırakmaması falan ? Yapılan iyilikleri yaşarken karşılığını görmek için yapmaya geliyor bu düşünce yapısı. Bu hayatın ne anlamı var ki ? İyi geçinip kimsenin kalbini kırmadan düzgünce yaşayıp diğer tarafta cennete sonsuz rahat içinde yaşamak için bu dünyada değil miyiz ? Ama kimi görsem hep para kazanmak, garanti iş sahibi olmak için tavsiyeler veriyor. Neymiş edebiyat okuyormuşum öğretmen olacakmışım. Olmayacağım abi olmayacağım. Ben okuyacağım yazacağım hayatım boyunca. Kafamda akademisyen olmak dışında bir meslek düşünmüyorum. Ben ilkokuldan beri, yaşıtlarım saçma saçma şeylerle uğraşırken kitap okuyordum. Hala da okuyorum. Neden ? Çünkü bilgi, öğrenmek, tecrübe gibi şeylere değer veriyorum. Hiç daha para kazanmak için bir işe girmeyi düşünmedim. Hep vakit geçsin diye düşündüm. Benim yapmak istediğim şeyler belli onları yapabileceğim zaman gelesiye kadar işte vakit geçiriyorum tecrübe biriktiriyorum başka bir amacım yok.
Para kazanma üzerine kurulmuş bir sistemin ürünleriyiz, robotlarız. Ayın belli bir gününde hakkımızın %1’i olan rakamları kazandık diye seviniyoruz. Bunu medeniyet, kültür veya refah yaşama olarak kabul ediyoruz. Sistemi değiştirmeyi kimse düşünmüyor. Herkes odaklanmış bir şeye, kabul etmişler hiç şikayetçi olmuyorlar. Değiştirmeye çaba göstermiyorlar. Ne yapayım bu sistemin bir parçası mı olayım ? Öğretmen olayım, standart bir eğitimci kafasıyla gideyim orada iki üç tane çocuğa bir şeyler öğreteyim diye bir yerimi mi yırtayım ? Neden? Tek yapılacak şey bu mu kaldı? 5 bin yıldır yazı kullanılıyor. Bu kadar nesil ne yapmışlar hayatlarını sürdürmek için mi yaşamış? Bu yazıyı kullananlar eser verenler aç mı kaldı ? Bilgiye sahip hangi birey para sıkıntısı çekti ? Bir kaçı dışında elle tutulacak bir şey yok. Bu yüzden biraz mantıklı düşününce bu para kazanamazsan öleceğin düşüncesi ile yönlendirilmiş bir sistemin çarklarından birisi olmadan da hayatımızı sürdürebileceğimizi fark ederiz. Hayallerimiz nerede kaldı ? Bu kadar kolay vazgeçmek için iç geçirmek için mi yastığa başımızı koyduğumuzda düşündük hayallerimizi yıllarca? Sırf para kazanmak uğruna kendi hayallerinizi mi bırakacaksınız? Keşke para denilen şey icat edilmeseydi de insanlar elindekilere, karşılarındakine verdikleri değer değişmeseydi.

Bir diğer dayatılan şey de: Evlilik.
Tamam bak hepinizi anlıyorum. Hayata bir şey bırakmak isminizi devam ettirmek, unutulmamak istiyorsunuz. Şimdi şöyle düşünelim. Babamın ismini biliyorum, onun babasınında. Peki onun babası ? Kimdi ? Hayatta ki tek başarısı bir çocuk dünyaya getirmiş olması mı ? Şimdi diceksiniz onlar çocuk dünyaya getirmeselerdi sen olmazdın. Tamam, kabul ediyorum. Peki, neden doğmayı isteyeyim ki ? Aranızda doğmak isteyerek doğmuş birisi var mı ? Veya doğmamış olanlar doğmak istiyor mudur? Ne güzel dünyada değilsin mutlu olmamız gerekirdi. Ne işimiz var burada bizim. Çok önemli bir işimiz varmış gibi doğduk.
İsmimiz unutulmasın istiyorsak çocuk yapmayı bırakıp biraz kalıcı eserler bırakmalıyız. Mesela, Kaşgarlı Mahmut. Bak ismini hala biliyoruz, neler yaptığını nasıl birisi olduğunu biliyoruz. Neden ? Çünkü kitap yazmış. Mesela, Fatih Sultan Mehmet. İsmini biliyoruz, neleri sevdiğini biliyoruz, neler yapmış, neler düşünmüş biliyoruz. Neden ? Çünkü İstanbul’u fetih etmiş.
Bu yüzden birisiyle evlenmek için çabalamayı biraz daha kalıcı şeylere yöneltirsek hem ismimiz unutulmaz, hem de insanlara katkımız olur belki. Çocuğumuz kötü biri olursa o zaman ne olacak? Mesela, Hitlerin annesi onu doğurmak ister miydi yapacaklarını bilseydi ? Birde böyle düşünün.

İnsanlıkla alakamız kalmamış zaten. Bari insan olmadığımızı fark edin. Üremek, para kazanmak falan böyle şeyleri yaparak insan olmuyoruz. Düşünerek insan oluyoruz. Yoksa insanları düşünen canlı diye tanımlanmasının ne anlamı var. Düşündüğünü düşünen insanlar sürüleriyle boğuşuyoruz.
Biraz yarın ne yapacağım, iş nasıl gidecek, yolda trafik nasıl olur, hava sıcak mı soğuk mu diye düşünmeyin artık. Ne bileyim hayatı düşünün biraz. Neler yaptım neler yapmalıyım diye düşünün. İyi bir insan mıyım diye dürüstçe düşünün. Fark ettikleriniz de “fark” olarak kalmasın. Ya onları değiştirin, ya da onların içinde olmayın.
Bana diyebilirsiniz, senin söylediklerini neden önemseyelim. Sen kimsin? Ben hiç kimseyim. Beni dinlemek zorunda değilsiniz. Hiç bir şey de bilmiyorum. Sadece bildiğim emin olduğum bir şey var ki bizler insan değiliz. Bunu fark ettim. Hep şikayet ediyormuşum gibi ama en azından bu sistemin içinde olmak istemiyorum.
Hepinize iyi günler. Tabi, kime göre iyi ?


B.Böceci

9 Haziran 2016 Perşembe

Acaba ölmeli miyim?


Her zaman ki gibi kafam karışık. Aslında tüm mevsimleri severim. Ama ilkbaharı diğerlerinden daha az seviyorum. Hatta nefret ediyor olabilirim. İlkbahar geldi havalar ısınmaya başladı diye insanlar artık sokaklarda gezmeye başlıyor. İnsanlara alışkın değilim. Bu yüzden gündüzleri kendimi gecelere göre daha fazla evde tutmaya çalışıyorum. Ben sokağa çıktığımda herkes çekilsin köşesine biraz özgür olmak istiyorum. Yıldızları görmek istiyorum sessizce sadece yıldızları görmek ve seslerini duyabilecek kadar ıssız bir yerde olmak istiyorum.
Ne kadar imreniyorum bir bilseniz etrafımdakilere, bir o kadarda nefret ediyorum. Bir düzen içinde sıradan bir yaşam sürüyorlar. Gezegenlerin keyfi ne kadar güzel. Yörüngesinde dolanıp duruyor. Ben ne yapıyorum? Dışarıdan baksanız sıradan şeyler bile yapmıyor diye düşünürsünüz. İçimde ne fırtınalar kopuyor, ne düşüncelere dalıyorum nelerle boğuşuyorum her saniye bilmiyorsunuz. Bu yüzden sıradan bile olmayan şeyler yaptığımı düşünürsünüz.
Vazgeçtim artık. Şu hayattan istediğim bir şey var. Bana yazmak ve okumak için zaman versin başka bir şey istemem. Başka bir amacım yok, isteğim hiç yok. Mesela kandillerde cumalarda falan normal zamanda yapmamanıza rağmen namaz kılarda dua edersiniz ya? Geçenlerde kandil geçti, elimden geldiği kadar kılmaya çalıştığım için namazları o kadar garipsemedim. Ama sonuçta kandil. Bütün insanlar dua ediyor yaradanına. Ben ellerimi açıp uzun uzun bekledim. Hiçbir şey söylemedim, hiçbir şey isteyemedim. Neden mi? Çünkü; bir isteğim yok. Cennete gitmek için mi dua edeyim? Tövbe mi edeyim? Evet bunları yapmam gerekiyordu. Ama yapamadım. İlk önce hak etmeliydim. İlk önce çabalamalıydım. Yaptıklarımdan pişmanım ama korkuyorum. Şuan düşüncelerim belki pişman olduğum yönünde, ileride bir gün tekrar aynı şeyleri yapmayacağım ne malum? Mahcup olmak istemiyorum, bundan korkuyorum. Şu koskoca evrende ben neyim? Hiçbir değerim yok. Daha kendime bile güvenim yok. Bence ölmeliyim artık. Hem de ne zaman biliyor musun? Hemen bu sabah. Ezan okunur okunmaz ölmeliyim. Son kez duyayım, o sabah ezanının huzurunu bir kez daha yaşayıp ölmeliyim. Son kez şükretmeliyim. Her gece yaptığım gibi şükretmeliyim. Ve pişman olmalıyım, bu güne kadar yaptığım bunca gereksiz şeyler için. Sonra da ölmeliyim.

Birçok kez ölmeyi isteyecek kadar acı çektim. Kalbimi defalarca yıktılar. İnsanların acımasız olduğunu her defasında daha da acı şekilde öğrettiler bana, yaşatarak. Gözlerinin içine bakıp mutlu olduğun kişinin aslında bütün her şeyi yalanları üzerine kurduğunu görünce yıkılır insan. Her terk eden insanın nasıl pisliğe bulandığını öğrenince vazgeçer insan.
Neden mi?
Çünkü artık kendisinde problem olduğunu düşünür. Bunu düşünmezse ahmaktır. Hasta falan değildir bunu düşünen, basbayağı zeki birisidir. Her terk eden insan nefret ettiğin ne kadar şey varsa onların içine koştuğunu görünce vazgeçmezse insanlardan en büyük ahmaktır. Düşünür insan. Düşündüm ben. Anlıyor musun? Her terk edilişimin arkasından o insanlar sevmediğim ne kadar şey varsa onlarla yatıp kalktıklarını, onlara taptıklarını görünce sorunun ben olduğunu anladım. Bütün problemler bütün suçlar benimdi. Eğer daha iyi bir insan olabilseydim, eğer daha da fazla sevseydim, hissettirseydim,  eğer daha fazla konuşsaydım, anlatsaydım hayatı onlara belki anlayabilirlerdi. Belki bütün bu kadar saçmalık kol gezmezdi etraflarında. Ama yapmadım. Çünkü biliyordum, öğrenmiştim. İnsan ne kadar şeyini birisiyle paylaşırsa o kadar güçsüzleşir ona karşı. O insan hiçbir zaman anlamayacak çünkü. Onun da yaşaması gerekiyor, onun da öğrenmesi gerekiyor her şeyi. İlk terk edilişimin arkasından ölseydim. Belki o zaman anlayabilirlerdi.
Eğer daha kötü bir insan olsaydım?
Olamazdım. Ben her zaman başı yerde yürüyen bir insanım. Neden biliyor musun? Benden daha küçük olan canlıları öldürmenin vicdan acısını çekmek istemiyorum. Annem öğretmişti. “Karıncaları ezme, onları da Allah yarattı. Sonra hesabını sorulur bunların canının.” Diye. Küçüktüm, bilmiyordum, anlamıyordum ama inandım. Hala da inanıyorum. Çünkü ölünce tekrar dirileceğimize inanıyorum. Bunun dinlerle falan hiç ilgisi yok. Bu kadar kötülük yapan insanın cezasızca ölüp gitmelerinin bir açıklamasını bana inandıramazsın.
Evet, inanıyorum. Sizin dinlere bağladığınız bunca dogmatikliğe karşıyım. Ben gerçek Müslümanlığın, gerçek İslamın bu etrafımdaki içi dışı bomboş olan insanların yaşadığı bir din olduğuna inanmıyorum. Siz anlayamamışsınız. Siz bir tanrının varlığını sorgulayamayacak kadar korkaksınız. Çünkü size öğretenler kendi rantları için sizin düşünmenizi engellediler. Kur’an’ı mezarlıklarda namazlarda okunacak bir kitap olduğuna sizi inandırdılar. Ve ben sizin bu dogmatik sorgulamayan düşünmeyen din anlayışınıza karşı çıkıyorum. Ve hala müslümanım, hala İslam yolunda yürüyorum. Ölünce de beni yaratan Allah’ın huzurunda hepinizle hesaplaşacağım.

Evet, ölmeliydim. Artık vazgeçtim. İnsanlardan bıktım. Çünkü artık o boş sokaklarda yürüyüp yıldızları dinlemeye çalışamıyorum. Çok fazla kirlettiniz Dünya’yı. Sizinle yaşamamak için ölmeliyim artık. Belki ilk terk edilişimde belki de son sabah ezanından sonra.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Problemlerimiz: Kendini beğenmişlik ve Aşağılık duygusu

 Merhaba nasılsın iyi misin ? İyisindir umarım.
Önceki yazımı yazarken ucundan değindiğimi fark ettiğim bir şeyi güzelce anlatıyım şimdi sana.

Öncelikle;
Şu hayatta nefret ettiğim şeylerin başında gelen şeyler bunlar aslında. Birisi, birinin kendi bildiğini doğru diye bana dayatmak istemesi. Diğeri ise bir insanın benden daha üstün olması onun yargılanamaması ve benim söylediğim şeyin önemsenmemesidir. Hem beni hem de söylediğim şeyi yerin dibine neden sokuyorsun arkadaşım ? Manyak mısınız ?
Bak güzel kardeşim, benim inandığım Allah’ın Kur’an da anlattığı peygamberler haricinde  bir başka kişi benden daha üstün değildir. Başka birisinin üstün olduğuna karar verebilecek birisi yoktur. Beni senin düşünmediğin veya önemsemediğin bir şeyle uğraşıyorum diye öyle küçümseyemezsiniz. Acayip bozarım. Haberiniz olsun.

İnsanların yakalandığı bir hastalık aslında. İnsanın en tehlikeli halleri bile olabilir. Birisi insanın egosunun çok yüksek olması, diğeri ise aşağılık hissine kapılmış olması. Bazı insanları direkt al şu kategorilere koy. Hiç sırıtmaz. Nötr olma diye bir durumları yok.
Egosu yüksek olup, her şeyi ben bilirim havasında ki insanları bırakın kendi hallerinde takılsınlar. Yakında üç beş tane darbe yiyip ikinci kategoriye girmeye aday olurlar.
Asıl önemli ve kötü olanlar aşağılık duygusu içinde sürünenler. Onlar kendilerinin ve etrafındaki insanların bir şey yapamayacağına o kadar inanmışlardır ki, Dünya’yı değiştirecek devrimi yapsan yine beğenmez kötülerler. “Başkaları bilmiyorken biz nasıl bilicez abi?” der dururlar. Başkaları da insan bizde insanız. Onlarında akılları var, 2 tane gözleri var, 2 tane elleri var. Ne eksiğimiz var? Hiç. Ama gel de anlat. İlla biz yapamayız başkaları yapar diye tuttururlar. Her şeyin gerçeğini, doğrusunu anlatsan önlerine koysan yine sana hak veriyormuş gibi görünüp seni geçiştirirler. Sen uğraştığınla kalırsın. Bir çoban çıkıp bunları gütse hiç sesleri çıkmaz. Kabul ederler. Çünkü aşağılık duygusu diye bir gerçek içlerinde yatıp durur.
Skolastik düşünce hani Rönesans ile bitmişti? Hani yıkılmıştı bu adamların dogmatik düşünceleri? Bunları unutmuşlar anlaşılan. Ama şöyle bir şey var: Mesela benim çevremde ki insanlara bunları söylesem biz işte bilmem kimin torunlarıyız biz olmasaydık bunlar olmazdı diye saydırırlar. 5 dk sonra Türkiye çok güçsüz işte şu ülkeye karşı bir şey yapamayız falan triplerine girdiklerini görürüz. Ee hani biz Dünya’yı yöneten ataların torunlarıydık? Bilimde falan bir sürü şey yapmıştık. Nesil geçtikçe zeka seviyesi mi düştü? Zeka seviyesi düşmedi de kafamız dogmalarla doldu. Düşünmeyi unuttuk. Öğrenmeyi bıraktık. Mesela belli bir yaşı geçen insanlar “tamam artık ben yapmam gerekeni yaptım gerisi benim umurumda değil” gibi bir tavırla ortalıkta dolaşıp duruyor. İnanmıyorsan iki dakika kafanı kaldır bak hemen göreceksin bunları.
Gerçekten nedenini anlayamıyorum. Ne güzel işten güçten elini çekmişsin, emekli olacaksan olmuşsun. Bundan sonra da birazcık başka şeylerle uğraş. Ne bileyim haftada bir kitap okusan o bile yeterli. Bu yazarlar kitapları sadece gençlere mi yazıyor? Yok abi sordum ben herkes okusun diye yazdım dediler, inan bana bak.

Aslında Kur’an da bu insanların özellikleri gayet güzel anlatılmış ve yapmamız gereken de söylenmiştir. Onları kendi hallerine bırakmak en iyisi. Çünkü Allah bu insanların kalplerini mühürlemiş ne kadar gerçeği göstersen de inanmayacakları belirtilmiştir. Ama ben insanlar için çabalamayı sevdiğimden bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum. Yanlışları gösteriyorum, karşılığında umursanmıyorum falan ama bunlarda benim imtihanım diyip sabır ediyorum. “Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz” Bakara suresi 214. Ayet
Sırf bu ayet sayesinde sabır ediyorum diyebilirim. Herkesin imtihanı farklıdır bu dünyada. Yaptıklarımızın karşılığını alacağımızdan kuşkum yok. Kuşkum olsaydı zaten bende üstte anlattığım kişilerden olmuş olurdum.


Bir tavsiyeniz olursa iletirseniz sevinirim. Beğendiğiniz yazılarımı paylaşıp daha fazla kişinin beni okumasına vesile olursanız da memnun olurum. Görüşürüz

27 Mayıs 2016 Cuma

Neden mi düşünüyorum?

Merhaba

Mantığına güvenerek hareket eden insanlara hep imrenmişimdir. Ben hiç başaramadım. Hep kendimi kandırma gereksinimi duydum herhalde veya hislerime güvenip hareket etmeyi daha rahatlatıcı bulmuş olabilirim. Çünkü bu hayatta her şeyi mantıkla çözemiyoruz. Mantığa güvenerek hareket edersek o zaman hiç hata yapmama ihtimalimiz olabilirdi. Oysa hata yapmak, bilerek hata yapmak bile insanın doğasında hep vardı. Mesela sigara içmek mantıklı mı ? Değil. Ama kendimi kandırmak, sigaranın bir şeyleri değiştirdiğini sanmak bazı şeyleri daha az önemsememi sağlıyor. Buna da ihtiyacım var. Şimdi diyebilirsiniz nereden çıkartıyorsun bunları Bülent ?

Bundan önceki zamanlarda hep hareketlerimin ve karakterimin birbirine uyum sağlaması için çabalamam ile ilgili şeylere değinmiştim aslında.  Bu aralar ise düşüncelerimi belli bir mantığa oturtmaya çalışıyorum. Ara ara bunlara dair şeyleri gözlemleyebilirsiniz. Nasıl bir mantığa oturtmak istiyorum biliyor musun ? Her yaptığım, düşündüğüm yani her şeyimin inandığım şeyler olmasını istiyorum. Birisine hak verdiğimi söylüyorsam ona gerçekten inanıyor olmak istiyorum. Benden öncekiler düşünmüşler böyle olduğuna karar vermişler diye onu doğru kabul edip ona göre düşünmek istemiyorum. Anlıyorsun demi ?

“Onlara, «Gelin Allah'ın indirdigi Kitab'a ve peygambere uyun» dendiginde, «Atalarımızı üzerinde buldugumuz yol bize yeter» derler; ya ataları bir sey bilmeyen ve dogru yolda olmayan kimseler idiyseler?”

Maide suresi 103. Ayetini okuduğumdan beri her duyduğum şeyin neden olduğunu düşünmeye başladım. Ya gerçekten doğru bildiklerimiz yanlışlarsa? Bilmem kim şöyle yapmış bizde böyle yapalım o böyle demiş bizde böyle diyelim doğru kabul edelim diye bir mantık mı var ? Bundan kaç yüzyıl önce Dünya düz kabul ediliyordu. Herkes bunun doğru olduğuna inanıyordu. Ama şuan bakıyoruz bunun yalan olduğu apaçık. Şuan inandıklarımızın da gerçekten doğru olduğunu nereden bilebiliriz ? İleride belkide birisi çıkıp bütün her şeyi yerle bir edecek başka bir doğru ortaya koyacak ? Ben bu yüzden her şeyi doğru kabul etmeyi bırakıyorum artık. Ben herkesin yanılabileceğine defalarca tanık oldum. Sizde biraz düşünürseniz bu söylediklerimi, bana hak vereceksiniz umarım.

Neyse,
Her gün acaba ölseydim daha mı iyi olurdu ? Ölseydim ve cennete gitseydim acaba ne isterdim diye düşünüyorum.

Ölseydim daha mı iyi olurdu ?

Evet ölseydim daha iyi olurdu. İntihar edebilirdim belki ama gerçekten nasıl öleceğimi bile merak ediyorum. Şunu da söyliyim ölenler için üzülen insanları görünce üzülüyorum. Neden üzülüyorsun ? Öldü işte. Kurtuldu bu hayattan daha ne istiyorsun ? Bir sonra ki gün yine bu saçma insanların arasında ön yargıların yanılgıların yanlışların içinde boğulsun da izle diye mi yaşamasını istiyorsun ? Kendimize üzülelim ölenler benim inancıma göre şuan her şeyin doğru olduğu yerdeler adaleti merhameti bilgisi her şeyden daha üstün olanın yanındalar. Biz burada içi dışı yüreği bomboş olan yalanlara sımsıkı sarılmış insanlarla uğraşıyoruz. Güvenebileceğimiz bir adaletimiz yok, bazılarımızın annesi babası bile çocuklarına değer vermiyor. İşte bu yüzden ölseydim daha iyi olurdu. Ölene kadar da işte burada ölmeyi bekleyeceğim sizde beni okuyup kendi kendimi yiyişimi izleyeceksiniz J

Cennete gittiğimde ne isterdim ?

İlk olarak cennete gidince hurilerle sefalar süreceğini sanan arkadaşlar falan varsa onlara şimdiden geçmiş olsun diliyorum. Şuana kadar cennet hakkında okuduklarınız duyduklarınız aslında birer örnektir benzetmedir. Bazıları da bazı kişilerin kendi hayal dünyasında uydurdukları saçmalıktır. Cennete ne olduğunu gidersek göreceğiz bu yüzden kazanmak için çabalamak daha mantıklı. Çünkü diğer tarafta da cehennem var. Cehenneme gitmektense başka bir yere gitmek daha mantıklı olduğu için cehennemi hak etmemek için çabalamak daha iyi gibi değil mi ? Neyse, cennete gitseydim (bir ihtimal işte) ilk isteyeceğim şey ne olurdu ? Bunu çok düşündüm. Eğer gitseydim ilk isteyeceğim şey muhtemelen yanlış bildiklerimin doğruları olurdu. Neden mi ? Çünkü piskopatım. Kinciyim arkadaş ben. Yapılanı unutmam, birisi beni bir konuda yanıltıyorsa hangisinin doğru olduğunu öğrenmeyi hep isterim. Doğrusunu öğrenip “ Noldu la hani yanılıyordum bak böyleymiş” demek isterim. Haksızlığı sevmem, boş yere de beni küçümseyenleri hiç sevmem.

Burada bitiriyorum. Yazı çok uzamasın anlatacağım bir şey daha var onu diğer yazıda güzelce anlatıp rahatlamak istiyorum. Aklında şöyle bir soru olabilir. Neden mi anlatıp duruyorum bunları? Çünkü odamda düşünüp durmak kendimi yemek yerine belki benim gibi birisi daha bunları düşünür diye anlatıyorum. Tabi yanılıyor olabilirim anlattıklarımda. Normal yani bende insanım. Yeni bir din veya yeni bir kuram gibi bir şey ortaya atmak gibi düşüncem yok. Dediğim gibi benim gibi düşünen birileri vardır veya olur diye anlatıyorum size. Hatalı bulduğunuz bir yer olursa mesaj atın sosyal medya hesaplarımı etkin kullanıyorum çünkü işsizim. Kolay gelsin J

15 Mayıs 2016 Pazar

Problemlerimiz: Ön yargı - Ayrışma

Bu sefer tüm insanların ortak bir problemi olduğu bir şeye değinmek istiyorum.

Hepimiz nedendir bilinmez hep kolay olan şeylere meyil ederiz. Her istediğimiz şey hemen olsun kolayca ulaşayım diye çabalar dururuz. İşte bu yüzden aslında çok fazla yanlış olan şeyler hayatımıza doluşmuş ve kendimizi tembelleştirmişiz.

Mesela, futbol takımını desteklemek. Futbol aslında bir spordur dimi ? Spor neden yapılır ? İnsan sağlıklı yaşasın fazla olan enerjisini vücudundan atsın diye yapılır bunu herkes biliyor. İlk önce bireysel sporlar yapılırdı daha sonra takım sporları ortaya çıktı. Bununla beraber taraftar grubu da çıktı diye tahmin ediyorum. Taraftarlar aslında maç esnasında o sporu yapan kişileri desteklemeliydi. Ama birden takım tutmak gibi bir şey ortaya çıktı. İnsanlar tuttukları takımları sanki ailesini savunurmuş gibi her şeyini savunmaya başladılar. Hiç düşünmediler acaba bu sporu yapan insanlara ne yararım var diye. Birer holigan oldular farkında olmadan.
Mesela, insanlar siyasi partileri desteklediler. O anki durumlarına veya daha önceki icraatlerine bakarak oy vermeyi bıraktılar. Onun yerine o partileri sanki aynı futbol takımlarını tutuyormuş gibi tutmaya başladılar. Ne oldu ? Tuttukları/destekledikleri partinin her yaptığı icraat onlar için doğru bir iş olarak yorumlandı. Yine düşünmediler, bu insanlarda benim gibi birer insan onlar da hata yapabilir diye. Her yaptıklarını sanki tanrının bir hükmüymüş gibi kabul ettiler.
Mesela, insanlar Allah’a inandılar veya inanmadılar. Nasıl karar verdiler ? Yine büyük çoğunluk düşünmeden yine etrafındaki çoğunluğa bakarak Allah var veya yok dediler. Bu kadar insan inanıyorsa tabiki de vardır/yoktur gibi bir çıkarım yaptılar. Ne oldu ? İnandığını düşündüğü şey hakkında hiçbir şey bilmeyen veya duydukları kadarıyla bildikleriyle yetindiler.
Mesela, bir insana inandılar. Her ağzından çıkanı doğru kabul ettiler. Hiç düşünmeden her şeyini onayladılar. Ne oldu ? Kandırıldılar. Farkına bile varamadılar.

Sonra ne oldu ?
İnandıkları veya inanmadıkları şeyin içinde geçen bir görüşü desteklediler diye düşünceye hak veren insanları o görüşün içine kattılar. Bir maçta bir takımın kazanmasını isteyen bir insana sen bu takımlısın dediler. Bir partinin yaptığı şeyi destekleyen birisini görünce sen artık bu partilisin dediler. Hiç düşünmediler, hiç sormadılar o insana “Sen neden bunu destekledin?” “Nasıl bunun yararlı olduğuna karar verdin?” diye. Veya hiç sormadılar bu grubun içinde misin diye. Hemen yargılarını verdiler bir fikir duymaları yetti. Çünkü kendileri düşünmemişlerdi. Akıllarını kullanmadan o görüşü etrafındaki çoğunluğa yamanmak için kabul ettiler. Sonra da bunu alışkanlık haline getirdiler. İnsanları ayrıştırdılar, sınırlar koydular. Eğer o görüşü destekleyen birisi o görüşü eleştirince bu sefer o kişiyi hemen karşıt görüşün içine koydular. İnsanları sınırladılar, baskı kurdular, korkuttular, bir grubun içinde olması gerektirdiğine inandırdılar.

Ne yapmalıydık ?
Her zaman söylediğim gibi ilk önce aklımızı kullanmalıydık. Düşünüp sorgulamalıydık. Kendi düşüncemizi oluşturmalıydık. Çoğunluğu reddetmeliydik. Herkesin yanılabileceğini anlamalıydık. Bir takımın kazanmasını istemek için o takımı tutmamız gerekmemeliydi. Yapılan bir yatırımın/değişikliğin yararlı olduğunu başka bir yatırımın/değişikliğin zararlı olduğunu söylemek için bir parti görüşüne ait olmak gerekmemeliydi. Allah’ın varlığını/yokluğunu kendimiz düşünerek anlamalıydık. Çoğunluğa inanıpta kendimizi inanıyormuş gibi göstermemeliydik. Müslüman bir coğrafyada doğmasaydık yine Allah’a inanıp müslüman olur muyduk ? Mesela Japonya’da doğsak yine bulunduğumuz görüşün içinde olur muyduk ?

Neyse, demek istediğim şey aslında her zaman söylediğim gibi ön yargılardan kurtulmalıyız, düşünmeliyiz. Araştırıp, okumalıyız. Çok eksiğimiz var. Hepimizin. İnsanlar hakkında yorumda bulunmadan önce ilk önce kendimize bir bakmayı öğrenmeliyiz. Hepimiz aslında koala olduk farkında olmadan. O ağaca nasıl sarılıyorsa bizde ön yargılara öylece sarıldık hayatımız boyunca. Bu düşünceyi değiştirmeliyiz.

Son olarak söylemek istediğim bir şey daha var. Bu beni çok rahatsız eden bir düşünce. Şu son zamanlarda ortaya çıkan kadına yapılan tacizden, tecavüzlerden, kadın cinayetlerinden çok rahatsızım. Fakat kadınlarda erkeklere karşı bir ön yargı oluşmaya başladığını fark ettim. Arkadaş ben bir sokakta eğer bi kızla aynı yolda giderken rahatsız olmasın diye yolumu değiştiren veya yavaş yürüyen insanım. Bir gün birisi çıkıp bana böyle bir ithamda bulunursa acayip söverim, birkaç kendini bilmezin kafası sadece kadınları cinsel obje olarak görmesinden dolayı ön yargıya maruz kalmak istemiyorum. Çevremdeki insanlara duyurulur. Benim öyle şeylerle (sevgililik aşk sevgi gibi şeyler dahil) alakam yok. Boşuna böyle bir düşünceye girmeyin rica ediyorum. Evden çıktığımda birisi benden rahatsız olur mu acaba düşünmek istemiyorum açıkçası.


Yazılarım ile ilgili görüşleriniz olursa iletmekten çekinmeyin, rica ediyorum. Görüşürüz