18 Eylül 2016 Pazar

Yaşamak için çabalamak

Yaşamak ne garip şey. Neredeyse her gün düşünüyorum bunu. Hangi nefesim son nefesim olacak? Sonra ilk nefesimi merak ediyorum. O kadar çabalamışım hayata tutunmuşum, doğmuşum, büyümüşüm ama saçma saçma olayları kendime dert ediyorum.  Hangi dert sonuncusu olacak ve huzura kavuşacağım? Dertlerin sona ermesi diye bir şey mümkün bile değil.
Yaşamak için çabalıyorum, çabalarken yaşamayı unutuyorum.  Bazen diyorum, asgari ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar imkanım olsun hayatım boyunca odamda oturup kitap okuyayım, yazı falan yazayım arada. Ama okuyacak kitabım hep olsun. Bu günlerde kendim okumak için aldığım kitapların hepsi bitti. Yenisini almak için bir sürü yol gitmem gerekiyor üşeniyorum evde ki ansiklopedileri falan okumaya başladım. İşte bunu sevmiyorum, hiç ihtiyacım olmayacak ve ilgimi çekmeyen şeyleri bile okumak zorunda kalıyorum. Neden ? Çünkü okumadığım zaman yaşıyormuş gibi hissedemiyorum. Çabalarken yaşamayı unutmuşum gibi oluyor işte böyle zamanlar. Ben yaşamak istiyorum, çabalamayı ben yapmayayım o kendi kendisine olsun kendi köşesinde. Ben yapmasam da çabalamış olmak istiyorum. Bana böyle dayatmışlar. “Yaşamak istiyorsan çabalayacaksın, yoksa ölürsün.” Yok be abi, ölmüyorum şuan yazıyorum yaşamak için falan çabalamıyorum ama hala yaşıyorum.
Bu sefer hiçbir şey anlatmadan bitirmeyi planlıyorum yazımı, her zaman bir şey anlatacağım diye söz vermedim. Genel de boş konuşuyor görünüyorum, belki de öyledir. Ama dikkatli baksanız, dinleseniz aslında o kadar da boş değil. Aynı şeyleri düşünmüyoruz, aynı şekilde hayata bakmıyoruz diye ben boş konuşuyor olmam heralde. Konuşmazsam o zaman daha büyük bir sıkıntı var, o halim hiç çekilmiyor. Hele konuşmama alıştıysan. Böyle işte tatil bitti artık, saçma bir ders programım var. İnşallah ölmeden bu yılı da bitiririm. Çünkü her gün uyanmak için çabalayacağım gibi gözüküyor.
Sadece konuşmak için yazdığım, yazmak için konuştuğum bir şey oldu bu.

Görüşürüz

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Hiç kimse hiçbir zaman özgür olamaz

Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, ne kadar imkanımız olursa olsun hiçbir zaman özgür olamayacağız. Her zaman bir şeylere bağımlı kalacağız. İnsanlar, bağımsız yaşadığını sanan bağımlı canlılardır. Güzel bir insan tanımı benim için.

Gerçekten neden özgür olmayı istiyoruz ? Elde edemeyeceğimizin farkında değiliz. Özgürlük bir şeye bağımlı olmayı reddetmiyor mu ? Özgür kalmayı istemek bile bence bir bağımlılık. Sorunumuz özgür olmamak değil bağımlı olmak.

Saçma sapan bahaneler üreterek her istediğimiz şeyin bize zarar vermediğini söyleyip durmayın. Fazla  mutluluk bile insana zarar verir. Çok fazla iyilik yapmak, iyi birisi olmanın çevremize zarar vermeyeceğini mi sanıyorsunuz? Gerçekten vermez mi? Bence verir. Neden mi? Çünkü insan ne kadar iyi olursa, ne kadar karşısındakiler için çabalarsa karşısındaki insanlar o kadar tembelleşir. Kendimden örnek vereyim. Bu yaşıma kadar ailem benimle ilgilendi. İki ay onlardan uzakta kaldım bir kere bile yemek yapmadım, çamaşırlar falan öyle birikti. Çünkü daha önce yapma ihtiyacım olmamıştı uğraşasım gelmedi. Anlıyor musunuz? Farkında olmadan tembelleşmişim. Belki bu kadar sık depresyona girmemin sebebi bu olabilir. Eğer sıradan işlerle meşgul olsaydım bu kadar düşünmeye fırsatım olmazdı ve çoğu şey kafamı bu denli kurcalayıp psikolojimi bozmazdı.

Bu bağımlı olma olayı kafamı çok meşgul ediyor bu günlerde. Sigaraya ve bilgisayar başında oturmaya bağımlı olmuş durumdayım. Vücudumun mahvolduğunun farkındayım ama yapabileceğim bir şey yok. Diğer şeyler dikkatimi çekmiyor artık. En azından kendime zarar vererek yaşamaya devam ettiğimi hissediyorum. Herkesin böyle kimseye söylemediği ama yaşadığını hissetmek için yaptığı şeyler yok mu? Benimki de bu. Önceden kafamı asfalta koyardım. Küçükken asfaltta top oynayan çocuklar çok düşer o asfaltın kokusunu ve yer yüzünü hisseder. Daha sonra yaşamın devam ettiğini hala insan olduğumu anlamak için yer yüzünün tadına varmak güzel bir histi. Bu günlerde  bu bile hissettirmiyor ki kendime zarar vermeyi seçmişim işte. Hani karpuzlar eski karpuzlardan değil, nerede o eski ramazanlar gibi klişe sözler vardır ya işte toprağın bile tadı yok arkadaş.

Bağımlıyız işte hepimiz kabullenin. Bağımlı olmak güzel bir şeydir. Öyle özgürüm havalarında dolaşmak çok basit. Elde etme şansınız bile yok. Elinizde hala imkanınız varken insanları sevin. Belki birkaç güzel anınız olur ileride anlatırsınız.


Bağımlı olun. 
Özgür değil.

26 Haziran 2016 Pazar

Problemlerimiz: Para - Evlilik

Selamun aleyküm

Uzun zamandır, yani bana göre uzun zamandır yazma fırsatı bulamamıştım. Şimdi bu geçen zamanı telafi etmek amacı ile kafamda ki düşünceleri anlatacağım her zaman ki gibi. Eğer okumaya başladıysanız bitirmenizi öneriyorum. Ben oturup bir kaç saatte yazıyorsam siz daha kısa zamanda okuyabilirsiniz bir şey kaybetmezsiniz. Neyse açtım Sezen Aksu’yu tam gece olduğu da belli oldu başlayalım.

Şu hayatta bana dayatılmasından nefret ettiğim bir kaç şey var.

Bunlardan birisi: Para kazanmak zorunda olmak.

Bu sıradan bir geçim kaygısı çekmemem için verilen tavsiyelerden değil. Bana anlatılan, dayatılan şey resmen hayatımı para üzerine kurmam çok para kazanamazsam yaşamamın bir anlamı olmadığı oluyor hep. Hep vardır ya gezmeye gidersiniz akrabanız komşunuz bilmem kimin tanıdığı bir teyze amca gelir “okuyun olum okuyun memur olun” diye nasihat verir. Bir insan da iyi insan ol, insanlara kötü davranma, kitap oku bilgi sahibi ol sonra gerisi gelir desin kafamı duvara vurucam o noktaya geldim. Sözde her şeyi Allah rızası için yapıyoruz ya biraz düşünsek aslında paraya tapıyoruz. Nerede kaldı bizim ahiret inancımız ? Nerede kaldı Allah’ın iyi kimseleri kimsesiz bırakmaması falan ? Yapılan iyilikleri yaşarken karşılığını görmek için yapmaya geliyor bu düşünce yapısı. Bu hayatın ne anlamı var ki ? İyi geçinip kimsenin kalbini kırmadan düzgünce yaşayıp diğer tarafta cennete sonsuz rahat içinde yaşamak için bu dünyada değil miyiz ? Ama kimi görsem hep para kazanmak, garanti iş sahibi olmak için tavsiyeler veriyor. Neymiş edebiyat okuyormuşum öğretmen olacakmışım. Olmayacağım abi olmayacağım. Ben okuyacağım yazacağım hayatım boyunca. Kafamda akademisyen olmak dışında bir meslek düşünmüyorum. Ben ilkokuldan beri, yaşıtlarım saçma saçma şeylerle uğraşırken kitap okuyordum. Hala da okuyorum. Neden ? Çünkü bilgi, öğrenmek, tecrübe gibi şeylere değer veriyorum. Hiç daha para kazanmak için bir işe girmeyi düşünmedim. Hep vakit geçsin diye düşündüm. Benim yapmak istediğim şeyler belli onları yapabileceğim zaman gelesiye kadar işte vakit geçiriyorum tecrübe biriktiriyorum başka bir amacım yok.
Para kazanma üzerine kurulmuş bir sistemin ürünleriyiz, robotlarız. Ayın belli bir gününde hakkımızın %1’i olan rakamları kazandık diye seviniyoruz. Bunu medeniyet, kültür veya refah yaşama olarak kabul ediyoruz. Sistemi değiştirmeyi kimse düşünmüyor. Herkes odaklanmış bir şeye, kabul etmişler hiç şikayetçi olmuyorlar. Değiştirmeye çaba göstermiyorlar. Ne yapayım bu sistemin bir parçası mı olayım ? Öğretmen olayım, standart bir eğitimci kafasıyla gideyim orada iki üç tane çocuğa bir şeyler öğreteyim diye bir yerimi mi yırtayım ? Neden? Tek yapılacak şey bu mu kaldı? 5 bin yıldır yazı kullanılıyor. Bu kadar nesil ne yapmışlar hayatlarını sürdürmek için mi yaşamış? Bu yazıyı kullananlar eser verenler aç mı kaldı ? Bilgiye sahip hangi birey para sıkıntısı çekti ? Bir kaçı dışında elle tutulacak bir şey yok. Bu yüzden biraz mantıklı düşününce bu para kazanamazsan öleceğin düşüncesi ile yönlendirilmiş bir sistemin çarklarından birisi olmadan da hayatımızı sürdürebileceğimizi fark ederiz. Hayallerimiz nerede kaldı ? Bu kadar kolay vazgeçmek için iç geçirmek için mi yastığa başımızı koyduğumuzda düşündük hayallerimizi yıllarca? Sırf para kazanmak uğruna kendi hayallerinizi mi bırakacaksınız? Keşke para denilen şey icat edilmeseydi de insanlar elindekilere, karşılarındakine verdikleri değer değişmeseydi.

Bir diğer dayatılan şey de: Evlilik.
Tamam bak hepinizi anlıyorum. Hayata bir şey bırakmak isminizi devam ettirmek, unutulmamak istiyorsunuz. Şimdi şöyle düşünelim. Babamın ismini biliyorum, onun babasınında. Peki onun babası ? Kimdi ? Hayatta ki tek başarısı bir çocuk dünyaya getirmiş olması mı ? Şimdi diceksiniz onlar çocuk dünyaya getirmeselerdi sen olmazdın. Tamam, kabul ediyorum. Peki, neden doğmayı isteyeyim ki ? Aranızda doğmak isteyerek doğmuş birisi var mı ? Veya doğmamış olanlar doğmak istiyor mudur? Ne güzel dünyada değilsin mutlu olmamız gerekirdi. Ne işimiz var burada bizim. Çok önemli bir işimiz varmış gibi doğduk.
İsmimiz unutulmasın istiyorsak çocuk yapmayı bırakıp biraz kalıcı eserler bırakmalıyız. Mesela, Kaşgarlı Mahmut. Bak ismini hala biliyoruz, neler yaptığını nasıl birisi olduğunu biliyoruz. Neden ? Çünkü kitap yazmış. Mesela, Fatih Sultan Mehmet. İsmini biliyoruz, neleri sevdiğini biliyoruz, neler yapmış, neler düşünmüş biliyoruz. Neden ? Çünkü İstanbul’u fetih etmiş.
Bu yüzden birisiyle evlenmek için çabalamayı biraz daha kalıcı şeylere yöneltirsek hem ismimiz unutulmaz, hem de insanlara katkımız olur belki. Çocuğumuz kötü biri olursa o zaman ne olacak? Mesela, Hitlerin annesi onu doğurmak ister miydi yapacaklarını bilseydi ? Birde böyle düşünün.

İnsanlıkla alakamız kalmamış zaten. Bari insan olmadığımızı fark edin. Üremek, para kazanmak falan böyle şeyleri yaparak insan olmuyoruz. Düşünerek insan oluyoruz. Yoksa insanları düşünen canlı diye tanımlanmasının ne anlamı var. Düşündüğünü düşünen insanlar sürüleriyle boğuşuyoruz.
Biraz yarın ne yapacağım, iş nasıl gidecek, yolda trafik nasıl olur, hava sıcak mı soğuk mu diye düşünmeyin artık. Ne bileyim hayatı düşünün biraz. Neler yaptım neler yapmalıyım diye düşünün. İyi bir insan mıyım diye dürüstçe düşünün. Fark ettikleriniz de “fark” olarak kalmasın. Ya onları değiştirin, ya da onların içinde olmayın.
Bana diyebilirsiniz, senin söylediklerini neden önemseyelim. Sen kimsin? Ben hiç kimseyim. Beni dinlemek zorunda değilsiniz. Hiç bir şey de bilmiyorum. Sadece bildiğim emin olduğum bir şey var ki bizler insan değiliz. Bunu fark ettim. Hep şikayet ediyormuşum gibi ama en azından bu sistemin içinde olmak istemiyorum.
Hepinize iyi günler. Tabi, kime göre iyi ?


B.Böceci

9 Haziran 2016 Perşembe

Acaba ölmeli miyim?


Her zaman ki gibi kafam karışık. Aslında tüm mevsimleri severim. Ama ilkbaharı diğerlerinden daha az seviyorum. Hatta nefret ediyor olabilirim. İlkbahar geldi havalar ısınmaya başladı diye insanlar artık sokaklarda gezmeye başlıyor. İnsanlara alışkın değilim. Bu yüzden gündüzleri kendimi gecelere göre daha fazla evde tutmaya çalışıyorum. Ben sokağa çıktığımda herkes çekilsin köşesine biraz özgür olmak istiyorum. Yıldızları görmek istiyorum sessizce sadece yıldızları görmek ve seslerini duyabilecek kadar ıssız bir yerde olmak istiyorum.
Ne kadar imreniyorum bir bilseniz etrafımdakilere, bir o kadarda nefret ediyorum. Bir düzen içinde sıradan bir yaşam sürüyorlar. Gezegenlerin keyfi ne kadar güzel. Yörüngesinde dolanıp duruyor. Ben ne yapıyorum? Dışarıdan baksanız sıradan şeyler bile yapmıyor diye düşünürsünüz. İçimde ne fırtınalar kopuyor, ne düşüncelere dalıyorum nelerle boğuşuyorum her saniye bilmiyorsunuz. Bu yüzden sıradan bile olmayan şeyler yaptığımı düşünürsünüz.
Vazgeçtim artık. Şu hayattan istediğim bir şey var. Bana yazmak ve okumak için zaman versin başka bir şey istemem. Başka bir amacım yok, isteğim hiç yok. Mesela kandillerde cumalarda falan normal zamanda yapmamanıza rağmen namaz kılarda dua edersiniz ya? Geçenlerde kandil geçti, elimden geldiği kadar kılmaya çalıştığım için namazları o kadar garipsemedim. Ama sonuçta kandil. Bütün insanlar dua ediyor yaradanına. Ben ellerimi açıp uzun uzun bekledim. Hiçbir şey söylemedim, hiçbir şey isteyemedim. Neden mi? Çünkü; bir isteğim yok. Cennete gitmek için mi dua edeyim? Tövbe mi edeyim? Evet bunları yapmam gerekiyordu. Ama yapamadım. İlk önce hak etmeliydim. İlk önce çabalamalıydım. Yaptıklarımdan pişmanım ama korkuyorum. Şuan düşüncelerim belki pişman olduğum yönünde, ileride bir gün tekrar aynı şeyleri yapmayacağım ne malum? Mahcup olmak istemiyorum, bundan korkuyorum. Şu koskoca evrende ben neyim? Hiçbir değerim yok. Daha kendime bile güvenim yok. Bence ölmeliyim artık. Hem de ne zaman biliyor musun? Hemen bu sabah. Ezan okunur okunmaz ölmeliyim. Son kez duyayım, o sabah ezanının huzurunu bir kez daha yaşayıp ölmeliyim. Son kez şükretmeliyim. Her gece yaptığım gibi şükretmeliyim. Ve pişman olmalıyım, bu güne kadar yaptığım bunca gereksiz şeyler için. Sonra da ölmeliyim.

Birçok kez ölmeyi isteyecek kadar acı çektim. Kalbimi defalarca yıktılar. İnsanların acımasız olduğunu her defasında daha da acı şekilde öğrettiler bana, yaşatarak. Gözlerinin içine bakıp mutlu olduğun kişinin aslında bütün her şeyi yalanları üzerine kurduğunu görünce yıkılır insan. Her terk eden insanın nasıl pisliğe bulandığını öğrenince vazgeçer insan.
Neden mi?
Çünkü artık kendisinde problem olduğunu düşünür. Bunu düşünmezse ahmaktır. Hasta falan değildir bunu düşünen, basbayağı zeki birisidir. Her terk eden insan nefret ettiğin ne kadar şey varsa onların içine koştuğunu görünce vazgeçmezse insanlardan en büyük ahmaktır. Düşünür insan. Düşündüm ben. Anlıyor musun? Her terk edilişimin arkasından o insanlar sevmediğim ne kadar şey varsa onlarla yatıp kalktıklarını, onlara taptıklarını görünce sorunun ben olduğunu anladım. Bütün problemler bütün suçlar benimdi. Eğer daha iyi bir insan olabilseydim, eğer daha da fazla sevseydim, hissettirseydim,  eğer daha fazla konuşsaydım, anlatsaydım hayatı onlara belki anlayabilirlerdi. Belki bütün bu kadar saçmalık kol gezmezdi etraflarında. Ama yapmadım. Çünkü biliyordum, öğrenmiştim. İnsan ne kadar şeyini birisiyle paylaşırsa o kadar güçsüzleşir ona karşı. O insan hiçbir zaman anlamayacak çünkü. Onun da yaşaması gerekiyor, onun da öğrenmesi gerekiyor her şeyi. İlk terk edilişimin arkasından ölseydim. Belki o zaman anlayabilirlerdi.
Eğer daha kötü bir insan olsaydım?
Olamazdım. Ben her zaman başı yerde yürüyen bir insanım. Neden biliyor musun? Benden daha küçük olan canlıları öldürmenin vicdan acısını çekmek istemiyorum. Annem öğretmişti. “Karıncaları ezme, onları da Allah yarattı. Sonra hesabını sorulur bunların canının.” Diye. Küçüktüm, bilmiyordum, anlamıyordum ama inandım. Hala da inanıyorum. Çünkü ölünce tekrar dirileceğimize inanıyorum. Bunun dinlerle falan hiç ilgisi yok. Bu kadar kötülük yapan insanın cezasızca ölüp gitmelerinin bir açıklamasını bana inandıramazsın.
Evet, inanıyorum. Sizin dinlere bağladığınız bunca dogmatikliğe karşıyım. Ben gerçek Müslümanlığın, gerçek İslamın bu etrafımdaki içi dışı bomboş olan insanların yaşadığı bir din olduğuna inanmıyorum. Siz anlayamamışsınız. Siz bir tanrının varlığını sorgulayamayacak kadar korkaksınız. Çünkü size öğretenler kendi rantları için sizin düşünmenizi engellediler. Kur’an’ı mezarlıklarda namazlarda okunacak bir kitap olduğuna sizi inandırdılar. Ve ben sizin bu dogmatik sorgulamayan düşünmeyen din anlayışınıza karşı çıkıyorum. Ve hala müslümanım, hala İslam yolunda yürüyorum. Ölünce de beni yaratan Allah’ın huzurunda hepinizle hesaplaşacağım.

Evet, ölmeliydim. Artık vazgeçtim. İnsanlardan bıktım. Çünkü artık o boş sokaklarda yürüyüp yıldızları dinlemeye çalışamıyorum. Çok fazla kirlettiniz Dünya’yı. Sizinle yaşamamak için ölmeliyim artık. Belki ilk terk edilişimde belki de son sabah ezanından sonra.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Problemlerimiz: Kendini beğenmişlik ve Aşağılık duygusu

 Merhaba nasılsın iyi misin ? İyisindir umarım.
Önceki yazımı yazarken ucundan değindiğimi fark ettiğim bir şeyi güzelce anlatıyım şimdi sana.

Öncelikle;
Şu hayatta nefret ettiğim şeylerin başında gelen şeyler bunlar aslında. Birisi, birinin kendi bildiğini doğru diye bana dayatmak istemesi. Diğeri ise bir insanın benden daha üstün olması onun yargılanamaması ve benim söylediğim şeyin önemsenmemesidir. Hem beni hem de söylediğim şeyi yerin dibine neden sokuyorsun arkadaşım ? Manyak mısınız ?
Bak güzel kardeşim, benim inandığım Allah’ın Kur’an da anlattığı peygamberler haricinde  bir başka kişi benden daha üstün değildir. Başka birisinin üstün olduğuna karar verebilecek birisi yoktur. Beni senin düşünmediğin veya önemsemediğin bir şeyle uğraşıyorum diye öyle küçümseyemezsiniz. Acayip bozarım. Haberiniz olsun.

İnsanların yakalandığı bir hastalık aslında. İnsanın en tehlikeli halleri bile olabilir. Birisi insanın egosunun çok yüksek olması, diğeri ise aşağılık hissine kapılmış olması. Bazı insanları direkt al şu kategorilere koy. Hiç sırıtmaz. Nötr olma diye bir durumları yok.
Egosu yüksek olup, her şeyi ben bilirim havasında ki insanları bırakın kendi hallerinde takılsınlar. Yakında üç beş tane darbe yiyip ikinci kategoriye girmeye aday olurlar.
Asıl önemli ve kötü olanlar aşağılık duygusu içinde sürünenler. Onlar kendilerinin ve etrafındaki insanların bir şey yapamayacağına o kadar inanmışlardır ki, Dünya’yı değiştirecek devrimi yapsan yine beğenmez kötülerler. “Başkaları bilmiyorken biz nasıl bilicez abi?” der dururlar. Başkaları da insan bizde insanız. Onlarında akılları var, 2 tane gözleri var, 2 tane elleri var. Ne eksiğimiz var? Hiç. Ama gel de anlat. İlla biz yapamayız başkaları yapar diye tuttururlar. Her şeyin gerçeğini, doğrusunu anlatsan önlerine koysan yine sana hak veriyormuş gibi görünüp seni geçiştirirler. Sen uğraştığınla kalırsın. Bir çoban çıkıp bunları gütse hiç sesleri çıkmaz. Kabul ederler. Çünkü aşağılık duygusu diye bir gerçek içlerinde yatıp durur.
Skolastik düşünce hani Rönesans ile bitmişti? Hani yıkılmıştı bu adamların dogmatik düşünceleri? Bunları unutmuşlar anlaşılan. Ama şöyle bir şey var: Mesela benim çevremde ki insanlara bunları söylesem biz işte bilmem kimin torunlarıyız biz olmasaydık bunlar olmazdı diye saydırırlar. 5 dk sonra Türkiye çok güçsüz işte şu ülkeye karşı bir şey yapamayız falan triplerine girdiklerini görürüz. Ee hani biz Dünya’yı yöneten ataların torunlarıydık? Bilimde falan bir sürü şey yapmıştık. Nesil geçtikçe zeka seviyesi mi düştü? Zeka seviyesi düşmedi de kafamız dogmalarla doldu. Düşünmeyi unuttuk. Öğrenmeyi bıraktık. Mesela belli bir yaşı geçen insanlar “tamam artık ben yapmam gerekeni yaptım gerisi benim umurumda değil” gibi bir tavırla ortalıkta dolaşıp duruyor. İnanmıyorsan iki dakika kafanı kaldır bak hemen göreceksin bunları.
Gerçekten nedenini anlayamıyorum. Ne güzel işten güçten elini çekmişsin, emekli olacaksan olmuşsun. Bundan sonra da birazcık başka şeylerle uğraş. Ne bileyim haftada bir kitap okusan o bile yeterli. Bu yazarlar kitapları sadece gençlere mi yazıyor? Yok abi sordum ben herkes okusun diye yazdım dediler, inan bana bak.

Aslında Kur’an da bu insanların özellikleri gayet güzel anlatılmış ve yapmamız gereken de söylenmiştir. Onları kendi hallerine bırakmak en iyisi. Çünkü Allah bu insanların kalplerini mühürlemiş ne kadar gerçeği göstersen de inanmayacakları belirtilmiştir. Ama ben insanlar için çabalamayı sevdiğimden bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum. Yanlışları gösteriyorum, karşılığında umursanmıyorum falan ama bunlarda benim imtihanım diyip sabır ediyorum. Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz” Bakara suresi 214. Ayet
Sırf bu ayet sayesinde sabır ediyorum diyebilirim. Herkesin imtihanı farklıdır bu dünyada. Yaptıklarımızın karşılığını alacağımızdan kuşkum yok. Kuşkum olsaydı zaten bende üstte anlattığım kişilerden olmuş olurdum.


Bir tavsiyeniz olursa iletirseniz sevinirim. Beğendiğiniz yazılarımı paylaşıp daha fazla kişinin beni okumasına vesile olursanız da memnun olurum. Görüşürüz